Hipofiz

Hipofiz (Pitüiter bez) bir fasülye tanesi büyüklüğünde yaklaşık 0,5 gram ağırlığında bir endokrin bezdir. Beyin tabanında,hipotalamusun altında bir çıkıntı şeklinde uzanır.
Hipofiz bezimiz vucudumuzün tüm önemli hormonal durumlarını ayarlayan orkestra şefidir. Başlıca ön ve arka hipofiz olarak ayrılır 6 adet hormon salgılar.

 

  1. TSH (Tiroid Bezini Uyaran Hormon): Boynumuzun ön kısmında bulunan kelebek şeklindeki tiroid bezinden hayat için çok önemli olan tiroid hormonlarının üretimini kontrol eder. Bu hormon metabolizma, vücut ısısı, kilo dengesi, büyüme gelişme için çok öenmli fonksiyonlara sahiptir.
  2. FSH/LH (Üreme Organlarını Uyaran Hormonlar): Erkekte testisleri, kadında ise yumurtalıkları uyararak cinsel fonksiyonların ve üremenin devamını sağlayan önemli hormonlardır. Eksikliği durumunda kısırlık, sakal çıkmaması, erkek ve bayanların kendine has özeliklerinin kaybına yol açar.
  3. ACTH (Böbrek Üstü Bezini Uyaran Hormon): Böbrek üstü bezinden kortizol denilen vücudumuzun strese yanıtını sağlayan hayati önemi olan hormonun salınmasını kontrol eder. Kortizol gerek bağışıklık sistemimizin düzenli çalışmasını gerekse de tansiyon ve damarlarındaki sıvının yeterli düzeyde olmasını sağlar
  4. BH (Büyüme Hormonu): Ergenlik çağında boyumuzun uzamasından sorumludur. Hafıza ve zihinsel fonksiyonların düzenlenmesi, vücut yağ ve kas oranlarının düzenlenmesi, kemik dokusunun sağlamlaştırılması, kalp hastalıkları riskinin azaltılması gibi her geçen gün yenileri ortaya çıkan birçok fonksiyonu vardır.
  5. Prolaktin (Süt Üretimini Uyaran Hormon): Kadınlarda doğum sonu emzirmenin sağlanması için temel hormondur. PRL hormonun fazla salgılayan adenomlarda adet düzensizliği, göğüsten süt gelmesi, kilo vermede sıkıntılar, yumurtlama bozuklukları, erkeklerde iktidarsızlık olabilir.
  6. ADH (Antidüretik Hormon ): Asıl hipotamustaki çekirdeklerden salgılanıp arka hipofize özel taşıyıcılarla gelen vücudumuzun sodyum dengesini idrar osmolaritesini ayrlayan önemli bir hormondur.

HİPOFİZ ADENOMLARI
Hipofiz bezinde gördüğümüz genelikle iyi huylu tümoral oluşumlardır. Salgıladığı hormona göre değişik belirtilere sebep olabilir.

AKROMEGALİ ( Büyüme Hormonunun Aşırı Salgılanması) : Akromegali, büyüme hormon aşırı sekresyonunun oluşturduğu metabolik etkiler ve hipofiz adenomunun oluşturduğu direkt kitle etkisi ile morbidite ve mortalitede artış ile seyreder. Akromegalik hastalarda kardiyovasküler hastalıklar, solunum hastalıkları ve kansere bağlı olarak mortalitenin 2-4 kat kadar arttığı bilinmektedir. Akromegalik hastalar genel olarak yüzde kabalaşma, ayakkabı numarası artışı ile ve ya yüzük boyutunun genişlemesi ile semptom veren ekstremitelerde büyüme, başağrısı, halsizlik, aşırı terleme ve gonadal disfonksiyondan yakınırlar. Diğer yakınmalar ise direkt tümör boyutundan kaynaklanan baş ağrısı, görme bozuklukları gibi bası semptomlarından oluşur. Eşlik eden hastalıklar ise kardiyovaskuler hastalıklar, uyku apne, tip 2 diyabet, artropatiler ve malignitelerdir. Uyku apne sendromu akromegalik hastaların %90’unda tespit edilmekte ve horlama ile birlikte seyretmektedir.. Akromegalide premalign kolon polipi görülme sıklığı artmakta ve hastaların %30’unda tespit edilmektedir. Retrospektif çalışmalarda ise kolon kanser görülme riskinin arttığı gösterilmiştir .
Akromegali tanısı klinik ve biyokimyasal sonuçlar eşliğinde konulmalıdır. Akromegaliden şüphelenildiği zaman, serum IGF-1 değerinin ölçümü ilk basamak olmalıdır. Gerektiğinde şeker yükleme testine büyüme hormonu cevabına bakılarak teşhis edilebilir. Görüntüleme yöntemleri ile kitlenin durumu ve bası semptomları kontrol edilir. Tedavi hipofiz bezinin cerrahi yöntemlerle alınması ve gerektiğinde büyüme hormonunu azaltan ilaçlarla tedaviyi içerir.

Cushing Hastalığı (Hipofizer ACTH Aşırı Artışı ) : Tanım Cushing Sendromu (CS) organizmanın aşırı miktarda glukokortikoide maruz kalması ile ortaya çıkan klinik tablonun adıdır. Endojen, eksojen ve yalancı CS olmak üzere üç ana gruba ayrılır. Adrenal korteksten aşırı miktarda hormon üretimi ile gerçekleşen endojen durumun yanı sıra, tedavi amacı ile verilen eksojen glukokortikoid ajanlar da benzer klinik bulgulara neden olabilir. Alkolizm, depresyon ve obezite, yalancı CS sebebi olabilir. Cushing Sendromu kadınlarda erkeklerden daha fazla görülür. Günlük pratikte en sık eksojen formu ile karşılaşılır. Endojen CS daha nadir görülen bir durumdur. Ayırıcı tanıda ilaç ve madde kullanımı (ruhsatlı ve aktarlardan alınanlar dahil) ayrıntılı bir şekilde sorgulanmalıdır. Eksojen glukokortikoid ajan kullanımı dışlandıktan sonra tarama testlerine geçilebilir. Hipotalamo-hipofizer-adrenal aksın diürnal ritminin bozulması ve negatif feedback kontrolün kaybolması CS’nin önemli iki belirleyicisidir. İlk basamak tarama testi olarak kullanılan testler endojen hiperkortizolizm varlığını tanımakta, ancak sendrom ayırıcı tanısını yapamamaktadır. Tanıda Cushing Sendromu taramasında hastaya uygun testin seçimi önemlidir. Deksametazon supresyon testleri, idrarda serbest kortizol düzeylerinin ölçümü yapılabilir. Tedavisi cerrahi tedavidir.

HİPOFİZER İNSİDENTALOMALAR
Hipofizer insidentaloma; İlişkisiz bir nedenle yapılan görüntülemede (görme kaybı, hipopituitarizm veya aşırı hormon salınımını düşündüren semptomlar ve bulgular nedeniyle yapılmış olmamalıdır.) saptanan, daha önceden varlığından şüphelenilmeyen hipofizer adenom veya kistik bir lezyondur . Hipofizer insidentalomanın sınıflamasında 1cm’den küçük lezyonlar mikroinsidentaloma, 1 cm ve üzeri lezyonlar makroinsidentaloma olarak isimlendirilir. Hipofizer insidentaloma prevelansı ya otopsi serilerinde ya da CT-MR çekilen hasta sonuçlarından tahmin edilmektedir. Otopsi serilerinde ortalama hipofiz adenom sıklığı %10,7 ( %1,5- %31) dir. Hipofizer insidentaloma saptanan tüm hastalar mutlaka hipopituitarizm ve hipofiz hormon hipersekresyonunu da içerecek şekilde öykü ve fizik muayene ile değerlendirilmelidir.

HİPOPİTUİTARİZM
Hipopitüitarizm (Hipofiz Bezi Yetersizliği) bir veya daha fazla hipofiz hormonunun yetersiz yapı- mı ve salınımı sonucu gelişen bir klinik sendromdur. Bu bölümde ön hipofiz bezi yetersizliğindeki klinik yaklaşım özetlenecektir. Bir veya birkaç hipofiz hormonun eksikliği kısmi (parsiyel) hipopitüitarizm, tüm hipofiz hormonlarının eksikliği ise panhipopitüitarizm olarak bilinir. Normal bireylere göre hipopitüitarizmli hastalarda mortalitenin 1.2 ile 2.2 kat arttığı gösterilmiştir. Klinik bulgular eksik olan hormona, hormon eksikliğinin derecesine ve ortaya çıkış zamanına göre değişir. Hipofiz kompresyonuna bağlı gelişen hipopitüitarizmde hormon yetmezliği sıralaması zaman içinde genellikle GH, FSH, LH, TSH ve ACTH yetmezliği şeklinde gerçekleşir. Eksilen ön hipofiz hormonlarına bağlı semptom ve bulgular değişiklik gösterir.

DİABETES İNSİPİDUS
Hipotalamusta supraoptik ve paraventriküler nukleuslardan kalkan aksonlar hipofiz sapı içinde arka hipofize uzanırlar. Vazopressin (AVP) veya antidiüretik hormon (ADH) ve oksitosin ayrı gangliyon hücrelerinde yapılır ve nörohipofizde depolanır, uygun uyaranlarla da buradan salı- nır. AVP su tutulmasını kontrol eder ve aktivitesi susama merkezince koordine edilir. Karaciğer ve böbrekte hızlı metabolize edilir. (yarı ömrü 15- 20 dakika)

PROLAKTİNOMALAR
Hipofiz bezinin prolaktin sekrete eden tümörleri prolaktinoma olarak adlandırılır. En sık görülen hipofiz adenomudur (%40). Prolaktinin normal aralığı 5-20 ng/mL(μg/L)’dir. Prolaktin değeri kadınlarda erkeklerden biraz daha yüksektir, ama 25 ng/ml’nin altındadır. Uyku, egzersiz, emosyonel ve fiziksel stres, meme stimulasyonu, yüksek proteinli dietler prolaktinde hafif artışa neden olabilir. Hiperprolaktinemi, premenopozal kadınlarda hipogonadizme, infertiliteye, oligomenore/amenoreye ve galaktoreye neden olur. Oligomenore/amenorenin (gebelik hariç) %10-20’sini, galaktore ve infertiliteli hastaların %30’unu hiperprolaktinemili hastalar oluşturur. Hiperprolaktinemiye bağlı hipogonadizmde semptomlar prolaktin seviyesi ile koreledir. Prolaktin >100 ng/mL ise subnormal östradiol sekresyonu ve buna bağlı amenore, sıcak basmaları ve vajinal kuruluk meydana gelmesi beklenir. Erkeklerde tipik semptomlara; libido kaybı, impotans, infertilite, jinekomasti gibi hipogonadotropik hipogonadizmle ilişkili semptomlara, nadiren de galaktoreye neden olur. Testosteron düzeylerindeki düşüklüğe bağlı olarak halsizlik, kas kuvvetinde azalma, vücut kıllarında azalma, osteopeni/osteoporoz oluşur. Orta düzeyde yüksek hiperprolaktinemi (50-100 ng/mL) ise amenore veya oligomenoreye neden olur. Hafif hiperprolaktinemide (20-50 ng/mL) ise yetersiz progesteron sekresyonuna bağlı luteal faz kısalır. Hiperprolaktinemiye bağlı amenore varlığında kemik dansitesi normal menstruel sikluslu kadına göre daha düşüktür. Tedavi ile normal menstruel sikluslar döndü- ğünde kemik dansitesi de artar (Sekonder hiperprolaktinemi nedenleri açısından hastalar öncelikle ilaç kullanımı konusunda sorgulanmalı, tiroid, karaciğer ve böbrek fonksiyonları değerlendirilmelidir. Prolaktinin >150 ng/mL olması prolaktinomaya işaret eder. Makroprolaktinomalarda ise >200 ng/mL’dir, ama >500 ng/mL olması makroprolaktinoma için diagnostiktir. Hiperprolaktineminin tümör dışı en sık nedeni ilaçlardır. Bu gruptan en sık nöroleptikler ve antipsikotikler ile hiperprolaktinemi görülmektedir. Tipik antipsikotik (fenotiazinler, butirofenonlar) kullanan hastaların %40-90’ında, risperidon kullanan hastaların %50-100’ünde hiperprolaktinemi saptanabilir. Tedaviden beklenen tümör boyutunun küçülmesi, varsa bası bulgularının ortadan kaldırılması, gonadal fonksiyonların düzelmesi, fertilitenin sağlanması/korunması, galaktorenin düzelmesi, kemik kaybının önlenmesidir. Tedavide dopamin agonistleri kullanılır.